Eklenti Kodu

Analiz

Analiz

Eklenti Kodu

Analiz

Eklenti Kodu

Analiz

Eklenti Kodu

Analiz

Eklenti Kodu

Analiz

Eklenti Kodu

A

Eklenti Kodu

Analiz

Eklenti Kodu

KAPİTALİSTLEŞME SÜRECİ VE İSLAM TOPLUMU

 
KAPİTALİSTLEŞME SÜRECİ VE İSLAM TOPLUMU
 

Kapitalistleşme insanlık tarihi boyunca din ve dindarların ana tartışma alanlarından biri olmuştur. 

 
Hz. Adem'in oğulları arasında yapılması istenen "infak, verme" eylemi, imtihanı  için ilk imtihanı oğul Kabil  kaybediyordu.
 
İnsanlık tarihi boyunca gelen  peygamberlerle uyardıkları halkları arasında da paraya ve mala sahip olma açısından önemli tartışmalar yaşanmıştı. Peygamberlerin gönderildikleri toplumlarda genel olarak maddi refaha ulaşmış olup alt seviyelerdeki toplum katmanlarına zulmeden zenginler topluluğu ön plandadır. Peygamberler o topluma gönderildiğinde boğucu bir tona ulaşmış olan baskılardan dolayı nefes alamama,  ezilmiş insanların sıradan haliydi. Kur'an toplumdaki maddi ve manevi eşitsizlikleri, adaletsizlikleri kaldırmaya yönelik olarak gelen mesajın, ilk önce toplumun azgınlaşmış zengin ve hüküm sahibi kesimi tarafından reddedildiğini ifade eder.
 
Farklı peygamberlere kitap ve sahifeler verilmişti. Bu kitaplarda  ilahi tebliğ tarafından  hayatın içindeki insanların adil bir yaşam sürmesi için düzenleyici kurallar konmuştu. Sanıldığının aksine öte dünyayı düzenlemekten önce  bu dünyaya şeki veriliyordu. Dünyada toplumların huzuru ve mutluluğunun adaletli bir yaşam tarzı ile olacağı açıklanıyordu bu ilk öğretilerde. İnsanın en zor eylemi olan kendisinden verme teşvik ediliyor. En büyük fedakarlık olan verme, infak ile insanın kendi ruhsal temizliğini yapacağı ifade ediliyordu. Verme eylemi malın temizlenmesi olarak niteleniyordu kutsal kitaplarda. 
 
Peygamberler gönderildikleri toplumda ilk önce genel olarak toplumun ezilmiş kesimlerinin desteğini aldılar. Toplumun şerefli insanları toplumsal adaletsizliklerden şikayet ederek peygamberlerin yanında oldu. Zengin ve mülk sahibi olup da vicdanlarından gelen sesi dinleyerek iman eden ve bunun bedelini ödeyen kesimler de oldu. Ashab'ı Kehf örneğin.
 
Peygamberler çok zor bir mücadele sergilediler. Düşmüş oldukları çukuru normalleştirip maddi çıkar açısından bakan güç sahipleri hep  gerçeğe kör eleştiriler getirdiler. Hakaret  sıfatları takma yarışına girdiler. Kendi zamanlarına özgü  İtibarsızlaştırma ve dışlamanın her türlü  yöntemini, taktiğini denediler. İnananların isteği bu dünyada insanca yaşamak ve yaşatmaktı. Öbür dünyada iyi bir yer edinmek için bu dünyada adaletli işler yapılması gerektiğini biliyorlardı. Ezilmiş, zaafa uğratılmış imkanları elinden alınmış müstaz'aflar çok ağır işkencelere tabi tutuldu. Kimi zaman demir taraklarla derileri, etleri kemiklerinden sıyrıldı, kimi zamanda ateş dolu hendeklere atıldılar. Bunu yapanlar işkencehanelerde kahkahalar atarak bu manzaraları izliyorlardı. Kendilerine karşı gelen ve adaleti isteyen vurgunculuğa, haksızlığa, hırsızlığa canları pahasına karşı çıkan bu insanlar üzerinde hakimiyetlerini herkese gösterdiklerini düşünüyorlardı. Hayat kalitesini bozmadan zalim uygulamalara karşı çıkmamayı da tercih edebilecek olan ama  bunu yapmayıp zulme başkaldıran insanların çığlıkları tarihin onur abideleri olarak unutulmayacak izler bıraktılar. Ateşe atılırken veya akıl almaz zulümlere uğrarken duruşunu bozmayıp hakkı,  hakikati ve vicdanının sesini haykıranlar belki sadece o an canlarını kaybetti ama insanlığın geri kalanına onurlu bir hayatın ne olduğunu gösterdiler.
 
Çok büyük bir mücadeleye çeşitli coğrafyalarda imza atmış olan Hz. İbrahim toplumun statü olarak varlıklı ve güç sahibi bir ailesinin oğlu olarak dünyaya geliyordu. Zulüm toplumuna heykel üreten bir put yapıcısı babanın oğlu olmasına rağmen büyük bir arayış içine giriyordu.Yalnızlıklara çekiliyor ve bu zulüm düzeninin yanlış olduğunu,  alemi düzenleyen başka bir mekanizma olduğunu düşünüyordu. Gücün sahibinin  kim olduğunu öğrenmek için tabiate bakıyor, güneşe , aya, yıldızlara bakıyor ve sahte güç sahipleri yerine gerçek güç sahibini arıyordıu. Gerçek güç sahibini bulunca da sahte güç sahibi olan Nemrutlara çok rahat karşı çıkıyor, onların kendisini ateşe atma tehditlerine aldırmıyordu. Sahte ilahlara, güç sahiplerine karşı çıkarak imtihanı kazanan İbrahim kalbinde gerçek güç sahibi dışında bir sevgili olmaması konusunda da uyarılıyordu. Yaşlıklık döneminde kendisine ihsan edilen tek çocuğu  konusunda bile uyarılıp kalbinde dünyevi arzuların putlaşmaması konusunda da imtihan edilmişti. Bu imtihan tüm insanlara örnek olacak şekilde para, mal, çocuk, kadın şeklinde olmuştu. İdealllerin dünyevi ve geçici mülklerden üstün olduğu onun şahsında tüm insanlığa hatırlatılmıştı. 
 
Hz. Musa da ezilmiş bir toplumun bir ferdi olarak dünyaya gelmiş. İlahi yönlendirme onu kendisini yıkacak olan şahıs nezdinde tüm masum bebekleri öldürmeyi göze alabilmiş  zalim Firavun  düzeninin varisçisi etmişti. Firavun'un manevi oğlu olan ve ama buna rağmen toplumsal adaletsizliğe karşı çıkan bir onurlu duruş sahibiydi. İstese soyunu ve vicdanını unutarak zulüm imparatorluğunun bir payandası olabilecekti. Ama o zorluklarla dolu onurlu bir hayatı tercih etti. Sonunda o zalim imparatorluğun diktatörü, onun karşısında zelil oldu. Ama bu mucizeyi gören kavmi, arkadaşları kısa bir müddet sonra paranın, altının, malın, gücün cazibesine kapıldılar ve Musa'nın büyük mücadelesini karanlığa boğan bir statükoculuğa, benmerkezciliğe döndüler. Hem kendilerini kokuşturdular hem de kendilerinden sonra gelen insanlığı kokuşturdular.
 
İsa, o zalim Roma medeniyetinin,  arenalarda köleleri, esirleri aslanlara parçalatan o zalim güç imparatorluğu döneminde  gözlerini açtı. Maldan, paradan, güçten yana başları dönmüş ve hazzın zirvesine varmaya çalışan Roma'lıları zahidane bir yaşamın zenginliğine çağırdı. Gözleri Roma'nın şaşası altında kamaşmış insanlar İsa'nın  o yüksek merhamet duyguları ile dona kaldılar ve İsa'nın yanına koştular. Hz. İsa'nın erişilmesi zor insani zirvesi karşısında o zalim imparatorluğun temelleri sarsıldı. Merhametin gücü, insanları para ve mal ile ezen güçleri eritti gitti. 
 
Uzun bir aradan sonra insanlık kölelerin değersiz bir mahluk gibi görüldüğü, kadınların ikinci sınıf insan olarak görüldüğü, yine para babalarının toplumu işkence cenderesine aldığı günleri yaşadı. Kendisine peygamberlik gelmeden önce bile mazlumların sığınağı olan, emin kişiliğiyle adını zihinlere nakşetmiş Muhammed, bu sefer koyu cahiliyenin karşısına dikildi. O da büyük yalnızlıklar yaşadı, şerefi düşük ama parası büyük Mekke  kapitalistleri karşısında. Onlar onun doğru söylediğini biliyor ama sırf kurdukları çıkar ve menfaat hesabına yönelik zulüm çarkları kırılmasın diye ona karşı çıkıyorlardı. Ama o kendisine vahyolunan dinin öğretilerini yerine getiriyor ve "veren  el alan elden üstündür" diyordu.Müslüman olmak demek en önce parasından, malından fedakarlık demekti. Verme öylesine teşvik ediliyordu ki hiç parası olmayan fakirler bile çöl sıcağında sabahtan akşama kadar hamallık yapıp kazandığını akşama sadaka olarak veriyordu. Yüne toplumun ezilen ikinci sınıf insanları ilk teslim olan kişiler oluyordu. Toplumun şerefli onurlu insanları yine öncelikle islam'ın ilk temsilcileri oluyordu. Mus'ab bin Umeyr gibi her türlü insani lezzeti tatmış yakışıklı bir genç bile İslam'ı tercih ediyor ve büyük fedakarlıklarla yaşadığı ve yaşattığı Müslümanlık hayatını şehit olarak bitirdiğinde üzerinde giyecek giysisi bile olmadığı görülüyordu. 
 
Sonrasında güç ve para illetinin pençesine düşen toplum, fedakar hayat tarzından uzaklaşıp insanlığa güzel örnek olduğunu da unutup maddi ve manevi büyük çalkantılar yaşıyordu.
 
 
 

Analiz Eklenti Kodu
Analiz Eklenti Kodu
Analiz Eklenti Kodu
Analiz Eklenti Kodu
Analiz Eklenti Kodu
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !